Umudu bugünden kurmalıymış.
Umudu bugünden inşa etmek gerekiyor
caner almaz, yeni romanı 'boşluklar'da kişisel kırılmalar ve toplumsal travmalar üzerinden umudun bugünden kurulması gerektiğini vurguluyor. yazar, umudun gelecekten değil, bugünden inşa edilmesi gerektiğini belirtiyor.
caner almaz, boşluklar adlı romanında kişisel kırılmalarla toplumsal travmaları buluşturup umudun bugün yeniden kurulduğunu hatırlatıyor. yazar “umudu gelecekten bekleyemezsiniz, bugünden inşa etmeniz gerekli” diyor.
Caner Almaz, ‘Yaşamaklar’ ve ‘Duvarlar’ kitaplarının ardından yayımladığı ‘Boşluklar’ adlı romanında hem kişisel kırılmaların hem de toplumsal yaraların sesine kulak veriyor. Romanın birçok cümlesi, bir kuşağın sıkışmışlığının da ifadesi. 2010’ların sarsıcı toplumsal olaylarının ardına tutulan merceğin ışığında, Almaz’la bireysel sorumluluk ile kolektif hafıza arasındaki ince çizgiyi, umudun bugün inşa edilen hâlini ve üçlemesinin dönüşen karakterlerini konuştuk.
-Romandaki “Olmak istediğim kişiyle olduğum kişi arasındaki mutlak boşlukta boğuluyorum” cümlesi dikkat çekici. Bu ‘boşluk’ edebî bir tema mı?
Bu, Oğuz karakterinin istifa etmek için yazdığı mektupta kurduğu bir cümle. Oğuz, kitabın gerçek zamanında emniyette önemli bir görevde ancak üniversite yıllarında sol hareketin içerisinde yer alıyordu. ‘Taraf değiştirmek’ zorunda kaldığı için kuruyor bu cümleyi. Özünde sevmediği, hayatını idame ettirmek için yapmak zorunda kaldığı bir mesleği tanımlamak için böyle düşünüyor. Çoğumuz, dünyadaki çoğu insan hayatını devam ettirebilmek için bu vaziyette değil mi? Hayalleri, idealleri ve düşüncelerinden vazgeçip hiç ait olmadığı bir hayata zincirlenmiş gibi hissediyorlar. Edebî bir temadan ziyade, mecburiyetlerle örülmüş bir hayatın içine hapsolmuş insanların iç sesine alan açmaya çalıştığım bir deneme diyebiliriz.
GEZİ’DEN GAR KATLİAMINA
-Üçlemenin finalinde her şeyin bittiği yerde başlayan bir gelecekten söz ediyorsunuz. Bugünleri yaşayan kuşak için gelecek hâlâ mümkün mü? Umut da karakterlerin hikâyesi gibi yeniden icat edilmesi gereken bir şey mi?
Boşluklar, 2010’lu yıllarda ülkemizin içinde bulunduğu sosyal ve toplumsal duruma odaklanıyor. 2013’te tüm ülkeye yayılan Gezi Direnişi’yle başlayan ve 2015’te yaşanan Ankara Gar Katliamı ve sonrasında tekrarlanan seçimlere kadarki süreç, gelecekte bu döneme bakıldığında pek çok açıdan incelenmesi gereken bir dizi toplumsal olayı kapsıyor. Duvarlar’da 70’li yıllardaki toplumsal olayların içinden sağ çıkmış bir kuşağın çocukları, Boşluklar’da bu olayların içinde. Ülkemizin son elli yılına baktığımızda tekerrürün ciddiyetini görüyoruz. Tanıklığını yaptığımız bu çağdan geleceğe umutsuzluğu miras bırakmaksa bana çok basiretsizce görünüyor. Umudu gelecekten bekleyemezsiniz, bugünden inşa etmeniz gerekli. Geleceği bugün yaptıklarınız şekillendiriyor.
-Yakın tarihimizle yüzleşmek sizin için bireysel bir yolculuk mu?
Hem bireysel bir yolculuk hem de kolektif bir sorumluluk. Bireysel bir yolculuk çünkü ben de bu döneme tanıklık ettim. Bir yanıyla da kolektif bir sorumluluk çünkü çok kolay unutuyoruz. Bunun nedeni de ülkemizde maalesef travmatik çok fazla olay yaşanıyor. Hem toplumsal hem siyasal hem de ekonomik temelli, toplumun belleğinde travmaya sebebiyet veren o kadar fazla şeye maruz kalıyoruz ki neyin ne zaman olduğunu hatırlayamıyoruz bile. Ülke gündemi, bireysel yaşantımıza odaklanmamıza olanak tanımıyor neredeyse. Bu nedenle hatırlamak için bazen odaklanmak gerekiyor. Geçmişte ülkenin büyük travmalarına şahit olan dönemin yazarları o günleri romanlarına konu edindiler. Bugünün yazarları da tıpkı geleceğin yazarları gibi yaşadıkları dönemleri romanlarına mekân kılacaklar. Benim yaptığım da bir yazarlık borcu ve bireysel sorumluluk gibi şahit olduğum dönemi hikâyeme aktarmaktı.
-Halil’in doğaya ve canlılara ilişkin sözlerinden yola çıkarsak; doğa-vicdan ilişkisi anlatılarınızda neden merkezî bir yer tutuyor?
İnsanların çok büyük bölümü, dünyanın yalnızca bize ait olduğunu, sınırlı kaynaklarını dilediğimizce kullanabileceğimizi düşünüyor. Çokuluslu şirketler, bu şirketlerle işbirliği yapan devletler ve onların yöneticileri rant uğruna dünyanın geleceğini, diğer tüm canlıların yaşam alanlarını çalıyorlar. Yapay çevreci görünümlerinin arkasında hırslı ve acımasız kâr odaklılıkları var. Son 10 yılda tükenen doğal su kaynakları, yerleşim ve ulaşım için heba edilip katledilen ormanlar bunun göstergesi değil mi? Romanda doğadan, doğal yaşamdan ve problemlerinden bahsetmeden yakın tarihimizi ele almak pek mümkün değildi.
“TOPLUM, ACILARI MİRAS BIRAKIYOR”
-Üçlemeye baktığınızda, anlatmak istediğiniz ‘büyük hikâye’nin merkezinde ne var? Kayıp, umut ya da…?
Bize yalnızca ailemizden miras kalmıyor, bu romanları yazarken bu gerçeği daha iyi anladığımı hissediyorum. Yaşadığımız toplum ve coğrafya da bize acılarını, sorunlarını ve dertlerini miras bırakıyor. Biz hem ailemizden kalanlarla hem de toplumun bize yükledikleriyle bir kişilik oluşturuyoruz. Yaşadığımız çağ bizi derinden etkiliyor, siyaseten ve toplumsal olarak gördüklerimiz, şahitliklerimiz günümüzü ve geleceğimizi biçimlendiriyor. Bu üç romanda da karakterlerim, yaşadıkları dönemden etkilenerek değiştiler, dönüştüler. Kimi yaşadığı yeri terk etti, kimi hayatını kaybetti, kimi de tanık olduklarıyla artık bambaşka bir kişiliğe dönüştü. Gerçek hayatta da böyle değil midir zaten?
-Boşluklar’ın son cümlesini koyarken neyi duyumsadınız?
Boşluklar’ın son bölümünde hikâyenin en genç karakterleri Ankara Barış Mitingi’ne gitmek için otobüse bindiler. Dönemin en travmatik olayının, 109 kişinin herkesin gözünün önünde katledildiği büyük bir olaya katılmak için yola çıktılar. Karakterlerime ne olduğunu bilmiyorum ancak adında ‘Barış’ olan bir mitingte yaşananların, ülkemizin ve çağımızın çok açık bir anlatısı olduğunu düşünüyorum. Bu üç roman ve hikâyesi neredeyse on yıldır benimle. Bir kitabı yazmayı tamamladığınızda genellikle rahatlama hissedersiniz ancak Boşluklar’la birlikte hissettiğim duyguyu rahatlama olarak tanımlayamıyorum. Düşündüğüm karakterlerimin ve doğal olarak ülkemde yaşayan tüm insanların keşke daha aydınlık bir geleceğe sahip olmaları ve her açıdan daha sakin bir toplumda refah ve huzur içinde yaşamaları oldu.