Uyku ekonomisi artık yaşam markasıymış.
Uykunun ötesinde yeni dönem: Uyku ekonomisi yaşam markalarına dönüştü
uyku ekonomisi büyüyor, şirketler sadece ürün değil, yaşam kalitesine dokunan çözümlerle kendilerini yaşam markası olarak konumlandırıyor.
uyku ekonomisinin büyüdüğü yeni dönemde şirketler yalnızca ürün değil, yaşam kalitesine dokunan çözümler geliştiriyor. i̇şbir sünger, uyku teknolojilerinden dijital müşteri deneyimine uzanan yatırımlarıyla kendini bir yaşam markası olarak konumlandırıyor.
Uyku artık yalnızca dinlenmenin değil, yaşam kalitesinin temel bileşenlerinden biri olarak görülüyor. Bu değişim, yatak sektörünü de yeniden şekillendiriyor. Tüketicilerin ürünlerden çok deneyim ve fayda aradığı yeni dönemde şirketler, üretim kabiliyetlerinin yanı sıra teknoloji, tasarım ve müşteri deneyimine de yatırım yapıyor. İşbir Sünger Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Cihan Çavdar ile sektörün dönüşümünü, inovasyonun değişen anlamını ve şirketin gelecek vizyonunu konuştuk.
Son yıllarda "yaşam markası" kavramını daha sık kullanıyorsunuz. Bir yandan da "iyi bir yatak üretmek artık yeterli değil" diyorsunuz. Sizce sektör neden böyle bir dönüşümün içinde?
Bugün değişen yalnızca yatak sektörü değil, insanların yaşamdan beklentileri. Tüketici artık bir ürün satın almıyor; daha iyi uyumak, daha sağlıklı yaşamak ve yaşam kalitesini artırmak istiyor. Bu dönüşüm yalnızca bizim sektörümüzde yaşanmıyor. Gıda, spor, kişisel bakım ve teknoloji gibi birçok alanda beklentiler değişiyor. Uyku da bu dönüşümün önemli bir parçası haline geldi. Bilimsel araştırmalar kaliteli uykunun bağışıklık sisteminden zihinsel performansa, çocuk gelişiminden iş verimliliğine kadar yaşamın birçok alanını doğrudan etkilediğini ortaya koyuyor. Biz de kendimizi yalnızca yatak üreten bir şirket olarak tanımlamıyoruz. Uyku bilimini, teknolojiyi, tasarımı ve müşteri deneyimini bir araya getirerek insanların hayatına dokunan bir yaşam markası inşa etmeye çalışıyoruz. Çünkü gelecekte farkı ürünlerden çok, yaşam kalitesine kattığınız değer belirleyecek.
Son iki yılda grup şirketlerinde dikkat çekici bir büyüme görülüyor. Buna karşın sektörün kolay bir dönemden geçmediği de konuşuluyor. Siz bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Belirsizlik dönemleri şirketlerin karakterini ortaya çıkarır. Biz kriz zamanlarını bekleme dönemi değil, geleceğe hazırlanma dönemi olarak görüyoruz. Bugünün rekabeti yalnızca üretim kapasitesiyle kazanılmıyor. Teknoloji, Ar-Ge, insan kaynağı ve doğru stratejiyle desteklenmeyen büyümenin kalıcı olması mümkün değil. Son iki yılda grup şirketlerimizde güçlü bir ivme yakaladık. İşbir Sünger'de ihracatımızı yüzde 262 ar tırdık. Pandemi dönemi dahil son 15 yılın tonaj rekorunu kırdık. Sünger üretimimiz yüzde 21 artışla 21 bin tonun üzerine, satışlarımız ise yüzde 27 artışla 18 bin tonun üzerine çıktı. İşbir Ziraat da yılı yüzde 2 4 ciro artışıyla tamamladı. Ancak bizim için asıl önemli olan, bu büyümeyi verimlilik, dijitalleşme ve Ar-Ge yatırımlarıyla destekleyerek sürdürülebilir hale getirebilmek.
İşbir, kurulduğu günden bu yana sektörün birçok ilkine imza atan bir marka. Bugün ise sürdürülebilir malzemelerden yeni nesil uyku teknolojilerine kadar farklı alanlarda yatırımlar yapıyorsunuz. Sizce inovasyonun tanımı değişti mi?
Bence inovasyonun kendisi değişmedi ancak ondan beklentilerimiz değişti. Eskiden inovasyon daha çok yeni ürün geliştirmek veya mevcut ürünlere yeni özellikler eklemek olarak görülüyordu. Bugün ise tüketici teknolojiye değil, hayatını kolaylaştıran çözümlere değer veriyor. Eğer geliştirdiğiniz teknoloji insanların daha iyi uyumasına, daha sağlıklı yaşamasına veya kendini daha iyi hissetmesine katkı sağlamıyorsa, ne kadar ileri olursa olsun gerçek anlamda değer üretmiyor. Bu nedenle Ar-Ge'yi yalnızca laboratuvarlarla sınırlı bir faaliyet olarak görmüyoruz. Bizim için Ar-Ge, değişen yaşam alışkanlıklarını ve geleceğin ihtiyaçlarını okuyabilme yeteneği anlamına geliyor. Son dönemde geliştirdiğimiz sürdürülebilir malzeme çözümleri, yeni nesil sünger teknolojileri ve kişiselleştirilmiş konfor yaklaşımı da bu bakış açısının bir sonucu. Bana göre inovasyon aynı zamanda bir kurum kültürü. Merak etmeyi, öğrenmeyi ve gelişmeyi bıraktığınız anda inovasyon da sona eriyor.
ODTÜ ile yürüttüğünüz çalışmalar, BEDGEAR iş birliği ve deprem yatağı projesi dikkat çekiyor. Bunlar ortak bir vizyonun parçaları mı?
Hepsinin merkezinde aynı anlayış var: Gelecek doğru iş birlikleriyle inşa edilir. ODTÜ ile yürüttüğümüz çalışmalar akademik bakış açısını sanayi tecrübesiyle buluşturuyor. BEDGEAR iş birliğimiz ise global uyku teknolojilerini üretim gücümüzle bir araya getirerek kişiselleştirilmiş uyku deneyiminde yeni bir yaklaşım sunuyor. Deprem yatağı projesi de yalnızca ticari değil, toplumsal ihtiyaçlara çözüm üretme anlayışımızın bir yansıması. Gelecekte rekabetin yalnızca ürünler arasında değil, bilgi, teknoloji ve iş birlikleriyle kurulan ekosistemler arasında yaşanacağına inanıyoruz.
Dijitalleşme bugün yalnızca satış kanallarını değil, tüketicinin markalarla kurduğu ilişkiyi de değiştiriyor. Sizce geleceğin rekabeti dijital tarafta mı yaşanacak?
Artık müşterinin markayla ilk teması mağazada değil, dijital dünyada başlıyor. Bu nedenle dijitali yalnızca bir satış kanalı olarak değil, müşteri deneyiminin merkezinde konumlandırıyoruz.
Son dönemde dijital altyapılarımızı yeniledik, e-ticaret yatırımlarımızı artırdık ve CRM sistemlerimizi güçlendirdik. Ben geleceğin en güçlü markalarının en fazla reklam yapanlar değil, müşterisini en iyi tanıyan, onu en iyi anlayan ve onunla en güçlü bağı kurabilen markalar olacağına inanıyorum. Dijital dönüşüme yaptığımız tüm yatırımların temelinde de bu anlayış yer alıyor. Çünkü artık rekabet yalnızca ürünlerde değil, müşteriyi ne kadar iyi anlayabildiğinizde ve ona ne kadar kişiselleştirilmiş bir deneyim sunabildiğinizde şekilleniyor.