Fantazi dünyası defterden çıkmış.
Wallordia Külliyatı – Ahmet Taşer | “Bu dünya, ona ancak dünyalarımı vermemle mümkün oldu”
wallordia külliyatı'nın yazarı ahmet taşer, 9 kitaplık fantazi serisini, felsefe ile fantastiği buluşturarak nasıl yarattığını anlatıyor.
wallordia külliyatı’nın yazarı ahmet taşer, 9 kitap olarak tasarladığı fantazi serisinin nasıl doğduğunu, felsefe ile fantastiği aynı çatı altında nasıl buluşturduğunu ve kurduğu evrenin bazı sırlarını anlatıyor. wallordia külliyatı: bir çocuğun defterinden bir külliyata yazmak benim için hiçbir zaman sonradan edinilmiş bir tutku olmadı. kendimi bildim bileli elimde bir kalem, önümde bir kâğıt vardı. küçüklüğümden beri […] bu yazı wallordia külliyatı – ahmet taşer | “bu dünya, ona ancak dünyalarımı vermemle mümkün oldu” ilk olarak şu sitede yayımlanmıştır: kayıp rıhtım . yazının kaynağı bu sitedir.
Wallordia Külliyatı’nın yazarı Ahmet Taşer, 9 kitap olarak tasarladığı fantazi serisinin nasıl doğduğunu, felsefe ile fantastiği aynı çatı altında nasıl buluşturduğunu ve kurduğu evrenin bazı sırlarını anlatıyor.
Wallordia Külliyatı: Bir Çocuğun Defterinden Bir Külliyata
Yazmak benim için hiçbir zaman sonradan edinilmiş bir tutku olmadı. Kendimi bildim bileli elimde bir kalem, önümde bir kâğıt vardı. Küçüklüğümden beri zihnimde sayısız hikâye birikiyordu. Bunları defterlere karalar, bir süre unutur, sonra yeniden dönerdim. Gençlik yıllarımda bir dönem, “Artık büyüdük, bırakalım bu işleri,” bile demiştim kendime. Ama olmadı.
Sonra bir baktım, elim yine kalemde; kafamdaki dünyalar yine kâğıda dökülüyor. İşte o noktada anladım ki bu bir gençlik hevesinden ibaret değildi. Bu, benim bu dünyada yapmam gereken bir şeydi: Yepyeni bir fantastik dünya kurmak.
Bu kararı verdiğimde, külliyat kendi kendini çoktan oluşturmuştu bile. Hikâyelerimi tek bir evrende buluşturmak ve dağınık parçaları bir araya getirmem yetmişti.
Bunu yaparken çoğunlukla bizim kültürümüzden, aşina olduğumuz kavramlardan beslendim. Burada insanların yanında diğer ana ırk cinlerdir. Böylece cinleri korku edebiyatının sınırlarının dışına taşıyıp, epik fantastik anlatının merkezine yerleştirdim.
Ve böylece… Bu evreni on yılı aşkın bir sürede kurdum. İtiraf etmeliyim ki hiç de hızlı ilerleyen bir süreç olmadı. Wallordia’nın her devletinin kendi tarihi, kendi siyaseti, kendi kültürü var. Böylesine katmanlı bir yapıyı tutarlı kılmak zaman istiyor.
“Wallordia” İsmi Nereden Geliyor?
İnsanlar… İnsanlardan önce cinler… Ama her zaman bir öncesi vardır. Wallordia’da da böyle bir gizem hüküm sürer. Kim olduğu bilinmeyen, geriye sadece kalıntıları ulaşmış bir medeniyet vardır. Wallordia’nın eski sahipleri. İşte diyarın ismi de onlardan gelir.
“Wallordia” ismi, kadim cin dilinde “Valor Dia”dan, yani “Valor Diyarı”ndan türüyor. O yeraltı yerleşkelerinde iskeletlerine rastlanan Kadimlere verilmiş isim ise: Valorlar. Gerçekte nasıl göründükleri ve kim oldukları bir süre daha sır olarak kalmaya devam edecek.
Felsefe ile Fantastiği Aynı Masaya Oturmak
İster “felsefe” deyin, ister “tasavvuf”. Bana göre Wallordia’yı çoğu fantastik evrenden ayıran temel unsur, anlatım tarzı. Burada sadece kılıçların çarpışmasını değil, fikirlerin de mücadelesini okuyoruz.
Evrenin temel çatışmasını oluşturan “Yozlaşmışlar”, sadece bedenen değil, fikren de fıtratın dışına çıkmıştır. Wallordia’nın temellerini atarken tasavvuftaki temalardan faydalandım. Böylece kendi kültürümüzden de izler taşıyan bir anlatı ortaya çıktı.
Bu izler daha çok serinin alt metinlerinde kaldı. Asla tek bir kültüre, tek bir sese hapsolmak istemiyordum; amacım evrensel bir hitaba ulaşmaktı. İşte bu yüzden Wallordia’da her devletin, her milletin kendine has bir kültürü var. Herkes bu evrende kendinden bir iz bulabiliyor, ben ise bütün bu çeşitliliği ortak bir fikrin etrafında buluşturmaya devam ediyorum.
Bunun somut bir örneğini vermek isterim: Wallordia’da, Ertha Krallığı ve Aslan Sultanlığı diye iki devlet var. İsimlerine baktığınızda biri size hemen Batı’yı, diğeri Doğu’yu çağrıştırır. Ama Ertha, haritada doğuda; Aslan Sultanlığı ise batıda konumlanıyor. Bu bilinçli bir tercih. Çünkü bir ismin ya da bir imgenin belirli bir coğrafyaya, belirli bir kimliğe “ait” olması gerektiği düşüncesini kırmak istedim. Benim için önemli olan mesajdı.
Okurun gerek toplulukları gerek karakterleri belli kalıplara hapsetmesinin, bu mesajın okura ulaşmasına gölge düşürmesini istemedim.
“Simya” Odaklı Bir Evren İnşa Süreci
“Fantastik” kavramı, doğaüstü olaylardan doğar. Her fantastik evrende bu doğaüstü olayların bir açıklaması vardır, bu genellikle “büyü” olarak ifade edilir. Ama Wallordia’da büyü yoktur. Onun yerini “elementler” ve “enerji” kavramı almıştır.
Evrenin “Simya” karakteristiği de bu alışılmışın dışındaki bakış açısından doğdu. Yine pek çok fantastik evren kurgusunun aksine, Wallordia’da çok tanrılı bir mitoloji yerine “Yaratıcı” ya da “Tek ve Eşsiz Olan” diye anılan tek bir ilahi kavram var. Bunlar rastgele tercihler değil; hepsi, evreni benim tabirimle “hakiki âlemin bir yansıması” hâline getirme çabamın birer parçası.
İlham kaynaklarımdan bahsedeceksem, Paulo Coelho’nun Simyacı’sını anmadan geçemem. Wallordia’daki simya temasının ilk kıvılcımı sanırım oydu. Simyacı’nın kendisi de zaten tasavvufi bir öze sahip. Benim ilgimi çeken felsefe ile simya, bu sayede birbirinden hiç kopmayan iki kavram hâline geldi. Öyle ki, Wallordia’daki simya da daha çok “varlık felsefesi” olarak ele alınmıştır.
İlk Kitapların Çıkış Hikâyesi
Wallordia yeterince olgunlaşmıştı. Yayınevimle yüz yüze görüşüp projemi bizzat anlattım; onlara sunduğumun tek bir kitap değil, başından sonuna tasarlanmış, dokuz kitaplık bir evren olduğunu aktardım. The Kitap Yayınları bu vizyona inandı ve Arayış – Deliâhir Savaşçısı, 2025 yılının kasım ayında raflardaki yerini aldı.
Üstelik bu kitap, The Kitap’ın ilk yetişkin fantastik kitabı olma unvanını taşıyor; bu da benim için ayrıca kıymetli bir detay. Wallordia ile birlikte yayınevim de fantastik edebiyata adım atmış oldu.
Serinin ikinci kitabı Arayış – Homerlaft’ın Yükselişi ise 2026 yılının mayıs ayında okurla buluştu. İlk kitapla ikincisi arasında yaklaşık altı ay var. Bu tempo da serinin nasıl bir kararlılıkla ilerlediğinin bir göstergesi bence.
İlk Kitaplar Ne Anlatıyor?
İlk kitap olan Deliâhir Savaşçısı’nda okuru iki farklı anlatıyla karşılıyorum. Önce Olmayan Kavmin Varisi ile kuzeyin ücra bir köşesinden genç bir insan olan Nestor’un çocukluğuna, gezgin bir cin âliminin ona bıraktığı parşömenlere ve o parşömenlerin araladığı simya kapısına tanık oluyoruz.
Ardından asıl hikâyeye, Deliâhir Savaşçısı’na geçiyoruz. Bu kez Wallordia’ya bir cinin, Halmer’ın gözünden bakıyoruz. Halmer, insan düşmanlığını devlet politikası hâline getirmiş bir toplumda yaşarken hem imkânsız görünen bir aşkı hem de sessiz bir isyanı birlikte taşıyor. Bir elementle bağ kurmanın, enerji ile iradenin nasıl iç içe geçtiğinin izini onunla birlikte sürüyoruz. Finalde ise hiç beklenmedik bir şey oluyor…
İkinci kitap, Arayış – Homerlaft’ın Yükselişi’nde ise anlatı çok daha karanlık bir tona bürünüyor. Diğer Yozlaşmışların bile çekindiği bir komutan olan Homerlaft, uzun zamandır kurguladığı planları adım adım devreye sokuyor. Halmer’ın arayışı da elbette bitmiş değil. Deliâhir savaşçısının yolu bu kitapta da sürüyor.
Seri Nasıl Devam Edecek?
Wallordia, tek bir kahramanın değil bütün bir dünyanın hikâyesi. Dokuz kitabın her biri farklı bir sesi, farklı bir bakış açısını öne çıkaracak. Ama hepsi görünmeyen aynı merkezin etrafında dönecek. Bu hikâyenin nereye varacağını en başından beri biliyorum, çünkü Wallordia bir serüvenin ortasında rastgele şekillenen bir yapı değil; baştan sona tasarlanmış bir evren.
Bir aksilik olmazsa serinin devam kitapları da okurla buluşmaya devam edecek. The Kitap’ın değerli katkılarıyla hem tanıtım faaliyetleri hem de yeni kitapların hazırlık süreci kesintisiz sürüyor.
Sayfalara Sığdırılamayacak Bir Fantastik Evren
Wallordia’nın tarihini, kültürlerini, karakterlerini burada elbette eksiksiz anlatamam. Anlatmaya kalksam bu yazı başlı başına bir kitap kadar uzardı.
Ama çağlar, devletler ve keşfedilmeyi bekleyen daha nice ayrıntı var. Bu satırlar, o dünyanın kapısını aralayan küçük bir yazıdan ibaret. Geri kalanını ise kitapların kendisi anlatacak.
Ahmet Taşer’in Wallordia Külliyatı hakkındaki yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da paylaşabilir, daha fazla yazar macerası için Yazarının Kaleminden köşemizi ziyaret edebilirsiniz.
Ayrıca Kayıp Rıhtım’ı Google News ve WhatsApp üzerinden takip edebilirsiniz.
Bu yazı Wallordia Külliyatı – Ahmet Taşer | “Bu dünya, ona ancak dünyalarımı vermemle mümkün oldu” ilk olarak şu sitede yayımlanmıştır: Kayıp Rıhtım. Yazının kaynağı bu sitedir.