Washington'ın Latin Amerika'da sağa destekle yıkım ajandası varmış.
Washington’ın yıkım korosu
latin amerika'da yükselen sağ, washington desteğiyle neoliberal yıkım ajandasını devreye sokuyor. siyaset bilimci alles, sağın elitlerle işbirliğini “müzisyenden hoşlanmayabilirler ama müziğe bayılıyorlar” sözleriyle özetliyor.
latin amerika’da yükselen sağ, washington desteğiyle neoliberal yıkım ajandasını devreye sokuyor. siyaset bilimci alles, sağın elitlerle işbirliğini “müzisyenden hoşlanmayabilirler ama müziğe bayılıyorlar” sözleriyle özetliyor.
Latin Amerika’nın “kesik damarlarından” sızan sağ, son yıllarda hızlanan bir biçimde birbiri ardına sol hükümetlerin yerini almaya devam ediyor.
Kıtaya dayatılan sert güvenlikçi politikalarla sermaye yanlısı neoliberal dayatmaların birleşiminden oluşan şablon, Washington’ın baskı, tehdit ve dezenformasyonlarıyla yükseliyor. El Salvador’da iktidara geldiği 2019’dan bu yana ülkeyi yöneten Nayib Bukele daha fazla şiddet vaat eden güvenlik politikalarında, Arjantin’de 2023 seçimiyle başa gelen Javier Milei ise neoliberal yıkım ajandasıyla sağ popülizme örnek teşkil ediyor.
TRUMP’IN ORKESTRASI
ABD Başkanı Donald Trump’ın kıtada artan Çin etkisi karşısında Amerikan hegemonyasını yeniden tesis etmek için açıkça destek verdiği sağ dalga, Bolivya, Şili, Ekvador ve Peru’nun ardından Kolombiya’yı da vurdu. Bolivya ve Şili’de henüz birinci senesini doldurmayan sağ hükümetlerin neoliberal yıkım reçetelerine karşı sokaklarda süren hareketlilik, kıtanın henüz sağa düşmeyen geri kalanı için uyarı niteliğinde.
Arjantin San Andrés Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Doç. Dr. Santiago Alles, Latin Amerika’da sağın yükselişine ilişkin sorularımızı yanıtladı. Alles’e göre kıta genelindeki ekonomik ve sosyal hayal kırıklıkları, aşırı sağ popülist figürlerin önünü açıyor.
Sağ yükselişi, solun ekonomik başarısızlıklarına karşı bir "cezalandırma" olarak okuyabilir miyiz?
Sol hükümetlerin ekonomi politikasında basitçe “başarısız” olduğunu söylemezdim. Birçok Pembe Dalga hükümeti, özellikle 2000’lerin başında Çin’in hızla büyümesiyle tetiklenen küresel talep artışının tetiklediği “emtia patlaması” sırasında yoksulluğu ve eşitsizliği azaltmada oldukça başarılıydı. Ancak birçok durumda, yeniden dağıtım bu elverişli dış koşullar üzerine inşa edilmişti. Emtia patlaması sona erdiğinde, bu modelin sınırları daha görünür hale geldi ve hükümetlerin önceki dağıtımcı koalisyonları sürdürmek için daha az kaynağı kaldı.
Ortaya çıkan yenilik sadece seçmenlerin iktidardakilere kızgın olması değil. Birkaç ülkede ana akım muhafazakar partilerin de yerini daha radikal, popülist sağcı güçlerin almış olması. Bu liderler ekonomik hayal kırıklığından yararlanıyorlar ama aynı zamanda suç, yolsuzluk, siyasi elitler üzerindeki öfkeyi ve yabancılara, kadınlara ve toplumsal cinsiyet azınlıklarına yönelik yabancı düşmanı ve cinsiyetçi tepkileri de harekete geçiriyorlar.
ABD bu denklemde çok daha önemli hale geldi. Son birkaç yıl içinde Washington, Latin Amerika'ya olan ilgisini tazeledi. Bu, kısmen değişen küresel sahneye bir yanıt. Çin ticaret, altyapı, yatırım ve stratejik kaynaklara erişim yoluyla bölgede merkezi bir ekonomik aktör haline geldi. Aynı zamanda ABD, Batı Yarımküre'deki liderliğini yeniden tesis etmeye çalışıyor.
Trump, Latin Amerika'yı ABD dış politika önceliklerinde açıkça üst sıralara taşıdı. Ancak müdahaleleri sadece diplomatik değil aynı zamanda açıkça siyasi. Birkaç Latin Amerika seçimini neredeyse ABD iç siyasetinin uzantıları gibi değerlendirdi ve sağcı adayları, tıpkı kendi partilerinden adayları gibi destekledi.
En net örnek, Trump'ın ara seçimlerden kısa bir süre önce Javier Milei'ye güçlü siyasi ve mali destek verdiği Arjantin Kolombiya'da Abelardo de la Espriella'yı açıkça destekledi ve zaferini kutladı. Şili'de José Antonio Kast'ın zaferini memnuniyetle karşıladı ve Brezilya'da Trump'ın etkisinin yaklaşan başkanlık seçimlerinde önemli bir faktör olması muhtemel.
Bu müdahale kısmen Çin'in artan etkisine karşı koymaya yöneliktir. Çin şu anda Güney Amerika'nın büyük bir kısmı için özellikle ticaret, altyapı, enerji, madencilik ve stratejik kaynaklar konusunda hayati bir ekonomik ortak. ABD bu ekonomik varlığı kolayca tersine çeviremese de, Trump'ın yapmaya çalıştığı şey, hükümetleri siyasi olarak ABD liderliğinin arkasında hizalamak.
Yine de bu stratejinin sınırları var. Latin Amerika hükümetleri basitçe Washington ve Pekin arasında seçim yapmıyor. Birçoğu hem Çin pazarlarına ve yatırımlarına erişmek hem de ABD ile iyi ilişkiler sürdürmek istiyor.
Yeni sağcı popülistler müesses nizam karşıtı olduklarını iddia ediyorlar, ancak iktidara geldiklerinde hızla geleneksel kapitalist elitlerle ittifak kuruyorlar. Kriz yorgunu seçmenler bu çelişkiyi neden görmezden geliyor?
“Başarılı” vakalar, yeni sağcı popülist güçlerin ana akım sağ partileri ve onların seçmen tabanlarını bünyesine katabilenler oluyor. Bu anlamda çelişki, göründüğünden daha az maliyetli. Bu hareketler söylemlerinde müesses nizam karşıtı ancak genellikle kapitalizm karşıtı değil. Saldırıları esas olarak iş dünyası elitlerine değil kamu bürokrasilerine, toplumsal hareketlere, sendikalara, kadınlara ve toplumsal cinsiyet azınlıklarına yönelik.
Arjantin bunun net bir örneği. Milei müesses nizama karşı bir "dışarıdan gelen" (outsider) olarak kampanya yürüttü, ancak göreve geldikten sonra geleneksel ekonomik elitlerle yakın bir ittifak kurdu. Hükümet en çok kazananlar için vergileri düşürürken orta sınıfın vergilerini artırdı. Yakın tarihli uzman raporlarına göre en zengin %10 gelirlerinin %25'ini vergi olarak öderken, orta sınıf %29, yoksullar ise %37 ödüyor.
Müesses nizam daha önce ana akım sağcı PRO'yu desteklemiş olsa da, Milei elitlerin uzun zamandır istediği politika reçetesini uyguluyor. Müzisyenden hoşlanmayabilirler ama müziğe bayılıyorlar. Bu ittifak Milei'ye siyasi avantajlar sağladı. İş dünyası elitlerinden ve ana akım medyadan gelen destek, daha önce ana akım sağı destekleyen seçmenlere erişmesine yardımcı oldu.