Muhalefet yan yana durmayı başarmış.
Yan yana durabilmek
i̇ktidar, yurttaşın yaşamını iyileştirme özlemlerini karşılayamıyor. gençlerin umutlarını taze tutamıyor, muhalefeti kapanmaya zorluyor. ortak duruşu olan muhalefetin ihtiyacı bölünmüş yapısını yan yana getirmek, toplumun umudunu pekiştirmek, mücadeleye vites attırmaktır.
i̇ktidar, yurttaşın yaşamını iyileştirme özlemlerini karşılayamıyor. gençlerin umutlarını taze tutamıyor, muhalefeti kapanmaya zorluyor. ortak duruşu olan muhalefetin ihtiyacı bölünmüş yapısını yan yana getirmek, toplumun umudunu pekiştirmek, mücadeleye vites attırmaktır.
AKP iktidarı daha geniş ifadesiyle Cumhur İttifakı artık ülkeyi yönetemiyor. Sade yurttaşın daha iyi yaşam sürme, refahını artırma, yaşam koşullarını iyileştirme özlemlerini karşılayamıyor.
Genç kuşakların geleceğe yönelik umutlarını taze tutamıyor, onların daha iyi bir eğitim, bilgilerine, becerilerine uygun tatminkar bir iş beklentilerini gerçeğe dönüştüremiyor. İnsanlarımızın demokratik taleplerini, adaletsizliklere itirazlarını, farklı kimlikler üzerinden kendilerini ifade edebilmek arzularını baskılarla, tehditlerle sindirmeye çalışıyor.
Artık kendileri de meşruiyetlerini yitirdiklerinin; ekonomiyi soktukları kemer sıkma programı cenderesinden yurttaşlara daha iyi yaşam olanakları sunamayacaklarının; geçmişteki “askeri ve bürokratik vesayetleri kaldırmak”, toplumu demokratikleştirmek, AB’ye üye yamak gibi vaatlerle gözünü boyadıkları geniş halk kitlelerini bundan böyle ikna edemeyeceklerinin farkındalar.
Tüm bu nedenlerle tek çareyi toplumsal muhalefeti susturmakta, bölmek ve parçalamakta, muhalif kesimleri korkutmak, sindirmek, cezalandırmakta buluyorlar. Uzun iktidar yılları içinde tamamen kendilerine bağladıkları, parti aygıtının uzantıları haline getirdikleri yargı ve bürokrasi marifetiyle ülkeyi adeta kalıcı bir olağanüstü hal rejimiyle yönetmeye çalışıyorlar.
İMAJLARI ARTIK ESKİDİ
Yıllar içerisinde yolsuzluklara, usulsüzlüklere, kayırmacılıklara, kamu kaynaklarını kişisel ve siyasi menfaat için yağmalama suçlarına, kadrolaşma için liyakati ayaklar altına alma pervasızlığına batmış durumdalar. Artık toplum nezdinde temiz, dürüst, hakkaniyetli, şeffaf, kendi ifadeleriyle “boğazlarından haram lokma geçmemiş”, “kul hakkı yememiş” bir imaj çizemeyeceklerini peşinen kabullenmiş görünüyorlar.
Bu nedenle muhalefeti itibarsızlaştırmak, yolsuzlukların hırsızlıkların odağı gibi sunmak, türlü çeşitli komplo ve düzmece davalarla halk nezdinde mahkum etmek, “ahlaki eşitleme” yoluyla, “yok birbirlerinden farkları” duygusu vererek tepkileri köreltmek, temiz siyasete olan inancı sarsmak, zamanla kendi rejimlerine itirazı bulunan kesimleri pasifleştirmek, içine kapanmaya zorlamak stratejisi izliyorlar.
Ancak toplumdaki güçlü muhalefet dalgasını kırmayı, bu rejimden kurtulmaya kararlı toplum kesimlerini susturmayı, halktaki direniş azmini dindirmeyi bir türlü başaramıyorlar. İşçilerden, öğrencilere, emeklilerden, öğretmenlere, feministlerden, hayvanseverlere değişik toplum kesimleri tepkilerini dillendirmekten çekinmiyor, hakları için sokaklarda, meydanlarda itirazlarını yükseltiyor. Ama her eylem, her slogan, daha önemlisi direnen kesimlerin ruh hali; dar bir alana sıkışmış öznel taleplerle yetinmiyor. Muhalif kesimler sorunların kaynağını bu baskı rejiminde, çözümünü de bu iktidarın gitmesinde, ülkenin daha demokratik, özgürlükçü bir geleceğe yelken açmasında görüyor.
Aslında muhalif siyasi partiler, meslek örgütleri, sendikalar, çeşitli toplumsal örgütlenmeler günlük hayatın içerisinde ortak bir duruşu temsil ediyorlar ve dayanışma içerisindeler. Ama bugünkü ihtiyaç muhalefetin dağınık, parçalı, bölünmüş yapısını daha sistemli bir biçimde yan yana getirmek, tek tek enerjilerini daha güçlü bir toplumsal dinamiğe dönüştürmek, böylelikle ülkenin ve toplumun değişebileceği umudunu pekiştirmek, bir anlamda mücadeleye vites attırmaktır.
Çünkü AKP rejimi giderek sertleşiyor; mizah yoluyla halkı güldüren, düşündüren sanatçılardan, gazetecilere, yerel yöneticilere, sadece sosyal medya paylaşımlarıyla eleştirilerini dile getiren sade yurttaşlara kadar farklı muhalefet temsilcilerine demir parmaklıkları işaret ediyor. Daha baskıcı, daha otoriter, daha totaliter bir tek adam rejimine geçmenin hazırlıklarını yapıyor.
Türkiye’nin Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Ortadoğu’dan Kafkaslara uzanan kritik jeopolitik bir konumu bulunuyor. Erdoğan gibi otoriter yöneticilerle çalışmayı yeğleyen, bu tercihlerini bölgenin “hayırsever monarşilere” yatkın bir yapı taşıdığı iddiasıyla sistematize eden Amerikan emperyalizminin öncelikleri yanında, bir kimlik bunalımı yaşayan Türkiye devletinin göçmenleri zapt etme şantajına boyun eğen AB’nin sözde demokrasi, insan hakları söylemlerinin kağıt üzerinde kalması da mevcut iktidara dış politikada bir manevra alanı kazandırıyor. O nedenle toplumsal muhalefetin bir yandan NATO gibi savaş örgütlerini, Ortadoğu’da maceracı eğilimleri teşhir ederken öte yandan sadece kendi gücüne güvenmesi, dış desteklere bel bağlamaması gerekiyor.
Bugün bir ortak mücadele çağırısı yapmak, toplumsal muhalefeti en temel taleplerde birleşmeye davet etmek; ideolojik ve politik farklılıkların ortadan kalkması, bazı konularda değişik talep ve çözümler önermekten geri durulması anlamına gelmiyor. Farklılıklarla bir araya gelmenin, bir ortak paydada birleşmenin gereğini vurguluyor, olanaklarını sunuyor.
Böyle bir tasarımda genel ve kapsayıcı ilkelerde birleşebilir, örneğin demokratik cumhuriyet felsefesi çerçevesinde örgütlenme, eleştiri ve gösteri özgürlüğünü vazgeçilmez haklar ve toplum için bir zenginlik kabul eden, her bireyin düşüncesini hiçbir korku ve kaygıya kapılmadan dile getirebildiği, yargılanmadığı, damgalanmadığı bir ortak paydada buluşabiliriz.
EZİLENE SAHİP ÇIKMA VAKTİ
'Bilim ve aydınlanma' değerlerine sahip çıkma konusunda ortaklaşabiliriz. Kürt yurttaşlarımızla eşit yurttaşlık ve gönüllülük temelinde bir arada yaşama kararlılığını yineleyebilir, Kürt halkının kimlik ve tanınma taleplerine sahip çıkabiliriz. Aleviler dahil her türlü sömürü, ezilme, ayrımcılık ve dışlanmaya tepki olarak yükselen özgürlük ve toplumsal eşitlik taleplerinin yanında yer alacağımızın altını çizebiliriz.
Ekonominin toplumsal ihtiyaçların karşılanması için var olduğunu vurgulayabilir; toplumdaki gelir ve servet adaletsizliğine el atılması, özellikle dar gelirli yurttaşları boyunduruk altına alan borç sorununa çözüm bulunması için inisiyatifler geliştirebiliriz. İşsizliğin hem ekonomik hem de psikolojik anlamda insanlarımızın en yakıcı sorununu oluşturmasından hareketle tam istihdam amacı doğrultusunda irade belirtebilir, genç ve kadın işsizliğine özel bir dikkatle eğilebiliriz.
İnsan-doğa uyumunu temel alan bir ekolojik anlayışla kapitalizmin pompaladığı aşırı tüketim, israf zihniyetiyle hesaplaşabilir, insanların yaşam standartlarını yükseltmek hedefiyle, ekolojik dengeleri gözetmek sorumluluğunu bağdaştırabiliriz. Toplumsal cinsiyet çelişkilerinin farkındalığıyla, kadınların sosyal haklarının genişletilmesinin, kamusal alanda kadınların daha etkin kılınmasının izini sürebiliriz.
Ekonomik eşitlik, sosyal adalet ve kimlik talepleri gibi farklı direniş zeminlerinin ortaklaştırılması, bütünlüklü bir eşitlik ve özgürlük mücadelesinin yükseltilmesi için seferberlik ilan edebiliriz.
Bu amaçlara ulaşmak için halkın mahallelerde, işyerlerinde, okullarda, hayatın aktığı her mecrada “meclisler” şeklinde örgütlenmesini teşvik edebilir; yatay, katılımcı, doğrudan demokrasiye dayanan esnek yapıların önünü açabilir, sade yurttaşın başta geçim derdi, gündelik sorunlarının çözümünde hemen yanı başında bulunmayı hedefleyebiliriz. Seçim dönemlerinde sadece büyük şehirlerde sandıklara sahip çıkmakla yetinmeyip, iktidarın yüksek oy aldığı yerlerde yurttaşlarla doğrudan ilişki kuran bir propaganda faaliyeti yürütebiliriz.
UMUT İÇİN ÇABA GEREK
Öncelikli amacımız umudun örgütlenmesi, cesaretin büyütülmesi olmalıdır. Umut olmadan muhalefetin, direnişin, mücadelenin ritim kazanmayacağını hatırlamalı; halkın umudunu tazeleyecek, vicdanını temsil edecek, enerjisini harekete geçirecek bir siyasi öznenin yaratılması için çaba harcamalıyız. Bu anlamda SOL Parti'nin “Birleşik Bir Muhalefet Yolunda Yan Yana Gelme” çağrısı çok anlamlıdır; sadece örgütlü yapılarca değil demokrasi ve özgürlükler konusunda duyarlığı bulunan sade yurttaşlarca da desteklenmeli, onlara kendilerini ifade edebilecekleri katılımcı bir zemin sunabilmelidir.