Yeni Osmanlıcılık denen zırvalık ülkeyi uçuruma sürüklüyormuş.
Yeni Osmanlıcılar ülkemizin varlığına kastediyor
yazar berkay kemal önoğlu, yeni osmanlıcılık politikasının türkiye'yi bağımsızlığını tehlikeye atacak bir yıkım projesine sürüklediğini savunuyor; bu politikanın nato ile bağlantısını ve krizlerden beslenen bir düzeni eleştiriyor.
berkay kemal önoğlu türkiye egemenleri kararını vermiş, cumhuriyetten tamamen kurtulmayı önlerine koymuş ve nato hamiliğinde yeni osmanlıcı yayılma politikasına bağlanmıştır. bu saatten sonra şu ya da bu nedenle nato'ya bağlı kalanlar, nato üyeliğini savunanlar, objektif olarak türkiye cumhuriyeti'nin karşısında yer almaktadır. türkiye’nin bugün sürüklendiği yol, bağımsız bir ülkenin yürüyeceği bir yol değil. ülkemizin varlığını, bütünlüğünü ve geleceğini doğrudan tehlikeye atan çok büyük bir yıkım projesiyle karşı karşıyayız. bu intihar yolunu bize kimler dayatıyor? elbette bu düzenden beslenenler ve yıkıntıların üzerinde kendi saltanatını kuranlar. peki olası bir felaket herkesi etkilemez mi? hayır, etkilemez. krizlerden çıkar sağlayanlar her zaman vardır. en azından patronların göreceği zarar, emekçilerin yaşayacağı yıkımla kıyaslanamaz bile. ülkenin tapusu ve halkın geleceğiyle büyük bir kumar oynanıyor ve bu kumar birileri için oldukça cazip. bu yolun adını "yeni osmanlıcılık" koyduk; bu terimi siyasete tkp taşıdı. bu model her alanda kuralsızlığa, sınırların aşınmasına ve sömürüye dayanıyor. ecdat masallarıyla milyonlara yutturmaya çalıştıkları, o eski ve köhnemiş düzendir. şalvarı şaltak, eğeri kaltak; ekende yok, biçende yok, yiyende ortak bir osmanlı düzeni… aynı zamanda okyanus ötesini soframıza, ülkemizin kaynaklarına ortak etmenin ve yine abd ile i̇srail’in bölgemizi ateşe veren planlarına gönüllü asker yazılmanın düzeni. i̇ktidar, özellikle batı’ya teslimiyetinin zirvesine ulaştığı son yıllarda attığı her büyük adımda bu bütüncül politikanın taşlarını döşedi. aklınıza ne geliyorsa; yeni çözüm sürecinden kanal i̇stanbul'a, i̇stanbul havalimanı'ndan ekümenik patrikhane'ye varıncaya kadar her büyük adım ve girişimin yeni osmanlıcı bir hesabı olageldi. bundan emin olabilirsiniz. i̇mparatorlukvari hareket tarzının zeminini oluşturmaya dönük irili ufaklı pek çok adım sayabiliriz. bazıları tarihi sadece dizilerdeki kahramanlık öykülerinden ibaret sandığı için, “i̇mparatorluk kulağa hoş geliyor, fena mı?" diye düşünüyorlar. sınıf gerçeğini ve tarihi bilmiyorlar. bilmedikleri için de yeni osmanlıcılık onları kolayca devşiriyor. i̇ster liberal ister milliyetçi olsun, sınıf gerçeğinin farkında olmayanları padişah kendi tebaası haline getiriyor. kimi cumhuriyet devrimini öcü gördüğü için, kimi osmanlı'yı ulus devlete yeğlediği için, kimi de güya güçlü bir türkiye istediği için atlıyor bu yeni osmanlı trenine. güçlü bir ülkeyi kim istemez ki? ancak bunun için bize imparatorluk, krallık, sultanlık değil; eşit, onurlu ve kendi ayakları üzerinde duran yurttaşlar gerekiyor. kendi geleceğine hükmeden, hiçbir güce boyun eğmeyen, eğitimli ve güçlü nesiller gerekiyor. “sizin yayılmacı imparatorluk hayallerinizin parçası olmayacağız. başka topraklarda gözümüz yok ve kendi toprağımıza da dokundurtmayız”, diyen onurlu, cumhuriyetçi bir duruş gerekiyor. bu kural tanımazlığın ve yayılmacı adımların, türkiye'nin emperyalizmin alt yükleniciliğine soyunmasından ileri geldiğini gözden kaçırmayan, uyanık ve yurtsever bir gençlik gerekiyor. türkiye'deki patronlar elbette büyüdüler ama uluslararası sermaye ile aralarındaki bağımlılık ilişkilerini görmezden gelirseniz hayal dünyasında yaşarsınız. şimdilik yaşıyorsunuz da. kimse bedelini ödetmeden türkiye’ye bu oyunu oynatmaz ama varsın güvenmeyi seçelim şeytana, yarınlar yokmuşçasına… zirveden sonra pek çok alamet belirdi; başımıza büyük belaların sarılacağı günden güne daha net anlaşılmaya başlandı. rusya'yı karadeniz'de ve avrasya boyunca sıkıştırma planının ayakları devreye giriyor ve türkiye kendisini yeni bir zemine taşıyarak buna hazırlık yapıyor. ukrayna ve i̇ran cepheleri hazar denizi üzerinden birleştirilir mi dersiniz? türkiye, tam bir ateş çemberinin ortasına itiliyor. irak’la apar topar imzalanan enerji anlaşmaları da aslında rusya'dan tam bir kopuş ve yoğunlaştırılacak kuşatma öncesi atılan önemli bir adım. türkiye bu oyuna sürülürken, abd ve avrupa başkentleri ankara'dakilerin sırtını sıvazlıyor. "bölgesel güç", "oyun kurucu" gibi süslü laflar pek hoş gerçekten ama sırtını sıvazlayan eller aynı zamanda ittiriyor ülkemizi çukura. biz bu plansız, bilimsellikten uzak, yalnızca piyasaya endeksli osmanlıcı düşünme biçiminin gerçek bir kriz anında nasıl felç olduğunu, ülke güvenliğini sağlamaktan nasıl aciz olduğunu 6 şubat depremlerinde çok acı bir şekilde görmüştük. takip eden yıllarda yürüttükleri halkla ilişkiler çalışması da bir inşaat firmasının reklam faaliyetinden başka bir şey değildi. i̇nşaattan anlıyor olabilirler, buna itirazımız yok; ama olağanüstü bir kriz anında ne kadar çaresiz ve beceriksiz kaldıklarını defalarca ispatladılar. boylarını aşan savaşlara ve emperyalist tertiplere imparatorluk hayalleriyle balıklama atlamalarının da ülkemiz üzerinde telafisi imkansız sonuçlar doğurması çok endişe verici. kısacası, sürükleniyoruz. ufak tefek müdahalelerle burnunu biraz kıpırdattıklarında hükmetmiş olmuyorlar. bu akışa direnmek gibi ne bir niyetleri ne de imkanları var, olamaz da. bizim cephemizde ise -geçen hafta da bir miktar değinmiştim- gidişata "dur" diyeceksek, mevcut düzenle bağları tamamen koparmak şart olmuştur ve durum ciddidir. türkiye egemenleri kararını vermiş, cumhuriyetten tamamen kurtulmayı önlerine koymuş ve nato hamiliğinde yeni osmanlıcı yayılma politikasına bağlanmıştır. bu saatten sonra şu ya da bu nedenle nato'ya bağlı kalanlar, nato üyeliğini savunanlar, objektif olarak türkiye cumhuriyeti'nin karşısında yer almaktadır. tıpkı tarikatlarla kol kola girip laikliği savunamayacağınız gibi, bu vesayetçi savaş örgütüne bağlı kalarak da ülkemizi savunamazsınız. abd ile uyumlu sahte bir muhalefete ait değilsek ve ülkemizi sermaye planları karşısında çaresiz ve alternatifsiz bırakmayacaksak şu gerçekle hareket edeceğiz: çıkarları sonuna kadar savunulacak tek bir türkiye vardır ve o da emekçilere aittir.