Yumurtayı dondurmak özgürlük mü, baskı mıymış?.
Yumurta Dondurma: Kadınlar İçin Özgürlük Alanı mı, Yeni Bir Baskı Aracı mı?
yumurta dondurma teknolojisi, kadınların kariyer veya kişisel hedeflerini ertelemeden gelecekte çocuk sahibi olma ihtimalini koruma vaadi sunarken, aynı zamanda beden ve doğurganlık üzerindeki toplumsal baskıları da yeniden gündeme getiriyor.
bir tarafta kariyerini, eğitimini ya da kişisel hayatını ertelemeden gelecekte çocuk sahibi olma ihtimalini koruma vaadi; diğer tarafta kadın bedeninin ve doğurganlığının toplumsal normlar, iş hayatı, tıbbi teknolojiler ve sistem tarafından şekillendirilmesi… yumurta dondurma bu ikilemin ortasında duruyor. bugün yumurta dondurma, en çok konuşulan doğurganlık teknolojilerinden biri haline gelmiş durumda. özellikle çocuk sahibi olmayı ertelemek […] the post yumurta dondurma: kadınlar i̇çin özgürlük alanı mı, yeni bir baskı aracı mı? appeared first on live to bloom .
Bir tarafta kariyerini, eğitimini ya da kişisel hayatını ertelemeden gelecekte çocuk sahibi olma ihtimalini koruma vaadi; diğer tarafta kadın bedeninin ve doğurganlığının toplumsal normlar, iş hayatı, tıbbi teknolojiler ve sistem tarafından şekillendirilmesi… Yumurta dondurma bu ikilemin ortasında duruyor. Bugün yumurta dondurma, en çok konuşulan doğurganlık teknolojilerinden biri haline gelmiş durumda. Özellikle çocuk sahibi olmayı ertelemek isteyen kadınlara bu işlem sıklıkla tavsiye ediliyor. Peki kadınları yumurta dondurma seçeneğine yönelten koşullar gerçekten değişiyor mu, yoksa sistem yalnızca kadınların mevcut toplumsal koşullara uyum sağlamasını kolaylaştıran yeni yollar mı sunuyor?
Yumurta dondurma işlemi nedir?
Yumurta dondurma, yumurtaların özelliklerini ve kalitesini koruyarak ileride kullanılmak üzere saklanmasını sağlayan tıbbi bir işlemdir. Süreçte hormon iğneleriyle birden fazla yumurtanın olgunlaşması desteklenir. Ardından toplanan yumurtalar, hızlı dondurma (vitrifikasyon) yöntemiyle dondurularak -196 °C’de uzun süre saklanabilir. Başlangıçta özellikle kemoterapi gibi tedaviler nedeniyle doğurganlığını kaybetme riski taşıyan kadınlara bir seçenek sunan yumurta dondurma işlemi, bugün sağlık nedenlerinin yanı sıra yaş, kariyer, ilişki durumu veya çocuk sahibi olmayı erteleme gibi sosyal nedenlerle de tercih edilebiliyor.
Sosyal yumurta dondurma sebepleri: Kariyer mi, annelik mi?
Birçok kadın için kariyerinin başlangıç ya da en yoğun dönemi, aynı zamanda doğurganlığın ve yumurta kalitesinin yüksek olduğu yıllara denk geliyor. Bu dönemde çocuk sahibi olmak ise iş ve eğitim hayatı açısından bir handikap olarak görülebiliyor. İşe alım süreçlerinde “Yakın zamanda çocuk düşünüyor musunuz?” ya da “Evli misiniz?” gibi işe alımı etkilememesi gereken sorular soruluyor ve kadının yakın zamanda çocuk sahibi olmayacağından ve doğum izni kullanmayacağından emin olunmak isteniyor. Eğitim hayatını uzatan bir kadın için ise çocuk bakımı günlük hayat içerisinde çok fazla emek ve zaman istiyor. Bu ortamda kadınların akademik çalışmalarına vakitleri kalmıyor ve yüksek lisans ya da doktora eğitimini süresi içinde tamamlayamadıkları durumda okuldan atılıyorlar.
Toplumsal baskı ve üreme adaleti
Bu koşullarda çocuk sahibi olmak; kariyer, eğitim ve çocuk arasında bir seçim yapmak anlamına gelebiliyor. Bu da kadına adil bir üreme hakkı tanımıyor. Üreme adaleti, her kadının çocuk sahibi olma ya da olmama konusunda adil koşullara ve eşit haklara sahip olması anlamına gelir. Savaşların, iklim krizlerinin, ekonomik krizlerin olduğu bir dünyaya çocuk getirmek istememek ya da heteronormatif normları reddetmek de üreme hakkı kapsamında değerlendirilebilir.
Ekonomik zorluklar nedeniyle çocuk sahibi olamamak ya da çocuk bakımının maliyetini karşılayamamak da üreme adaletinin önündeki engeller arasında yer alıyor. Doğum kontrol yöntemlerine ücretsiz ve nitelikli biçimde erişememek, regl hijyen ürünlerinin yüksek vergiler nedeniyle pahalılaşması da kadınların üreme sağlığına ve haklarına erişimini sınırlandırıyor.
Çalışan kadınlar doğum yaptıktan sonra da çocuk bakımının büyük bölümünü üstlenmek zorunda kalıyor. Doğum sonrası bakım sorumluluğunun sistematik olarak anneye yüklenmesi, üreme adaletinin önündeki engellerden birini oluşturuyor. Üstelik bebeğin bakımının öncelikli olarak anneden beklenmesine karşın, babalık izninin kısa tutulması bakım sorumluluğunun eşit paylaşılmasını güçleştiriyor.
Her ne kadar yumurta dondurma bu sorun karşısında kadınlara özgürlük tanıyor gibi görünse de yumurta dondurmayı yalnızca bireysel bir sağlık tercihi olarak ele almak, bu kararın içinde bulunduğu toplumsal koşulları görmezden gelmek anlamına gelebilir. Çünkü kadın bedeni ve doğurganlık, tarih boyunca yalnızca bireysel meseleler olarak kalmadı; aynı zamanda yönetilmesi gereken alanlar olarak kullanıldı.
Toplumdan, sosyal çevreden gelen mahalle baskısı da kadınların üreme kararlarını etkileyebiliyor. Kadının ne zaman ve kaç çocuk sahibi olması gerektiğine dair fikirler, kadın bedeninin ve doğurganlığının kişisel bir mesele olmaktan çıkarak politik bir alana dönüşmesine neden oluyor. Futbol maçlarında kadınların doğum tercihleri üzerinden pankartlar açılması ya da televizyondan kaç çocuk sahibi olunması gerektiğine dair çağrılar yapılması, bu müdahalenin gündelik hayatta ne kadar görünür olduğunu gösteriyor. Bu noktada Foucault’nun biyopolitika kavramına küçük bir parantez açabiliriz. Foucault bu kavramı Cinselliğin Tarihi adlı kitabında ayrıntılı olarak açıklar. Biyopolitikaya göre insan bedeni bir yönetim alanıdır. Bu yönetimin araçlarından biri de tıptır. İlaçlar ve sağlık politikaları aracılığıyla beden denetlenir; doğum oranları, sağlık, ruh sağlığı ve hijyen gibi alanlarda “normal” ile “anormal” tanımlanarak toplumsal normlar inşa edilir.
İdeal yaşamın saati kime göre işliyor?
Elizabeth Freeman tarafından ortaya atılan krononormativite (Chrononormativity) de bu normlardan biri. Freeman’a göre iktidar, zamanı ve yaşam çizgisini standardize ederek bu standarda uymayanları aykırı ya da başarısız olarak tanımlar. Çocukluk, okul yaşamı, iş, evlilik, çocuk sahibi olma gibi süreçler belli bir zamanda ve eksiksiz şekilde gerçekleşmelidir ki “normal” bir yaşam sürdürebilesiniz. Bilim, kapitalizm ve neoliberalizm bu normları pekiştiren, somutlaştıran ve doğrudan bu normları besleyen hizmetler sunar. Bu normlar, bize hayatımızı özgürce seçtiğimizi düşündürürken, aslında seçimlerimizin içinde bulunduğumuz sistemin belirlediği toplumsal sınırlar tarafından şekillendiğini görünmez kılabiliyor. Özgürce yaşadığımızı düşündüğümüz hayat, çoğu zaman bizi daha üretken ve verimli kılmayı amaçlayan düzenin ihtiyaçlarıyla da örtüşür.
Peki kadınların kendi doğurganlıkları üzerindeki kararları gerçekten özgür tercihler olarak mı görülmeli, yoksa toplumsal koşulların zorunlu kıldığı seçimler olarak mı?
Yumurta dondurma, kadınlara gelecekte çocuk sahibi olma seçeneklerini koruma ve doğurganlıklarını daha ileri bir yaşa taşıma imkanı sunuyor. Ancak gerçekte zamanla bunun bir zorunluluk olduğu fikrini güçlendirerek, kadının kendini eksik hissetmesine sebep olabilir. Bu durum, çocuk sahibi olma zamanlamasına ilişkin sorumluluğun da kadınların üzerine yüklenmesine yol açabilir. Bu işlemlerin sık konuşulması aynı zamanda toplumun kadın bedeninden ne beklediğini de sürekli hatırlatıyor.
Yumurta dondurma işlemi elbette her zaman kötü bir seçenek değildir. Aksine çocuk sahibi olmak ama bunu çeşitli nedenlerden dolayı ertelemek zorunda kalan kadınlar için değerli bir seçenek olabilir. Buradaki asıl soru, teknolojinin varlığından çok, hangi koşullar içinde bu kararın verildiği ve kimler için erişilebilir olduğu. Hormon tedavisinden yumurtaların toplanmasına ve dondurulmasına, dondurulan yumurtaların saklanmasına kadar sürecin her aşaması belirli bir maliyet gerektiriyor. Bu nedenle yumurta dondurma işleminin herkes için erişilebilir olup olmadığı da üreme adaleti açısından sorgulanmalı.
Bütün bu değerlendirmelere baktığımızda şu soruyu da sormamız gerekiyor: “Kadınları yumurta dondurma seçeneğine yönelten koşullar gerçekten değişiyor mu, yoksa sistem sadece kadınların mevcut koşullara uyum sağlamasını sağlayan yeni yollar mı sunuyor?” Umarız ki kadınlar için baskı araçlarının kalktığı adil ve eşit koşullarda özgür bir yaşam gerçekten mümkün olur.
The post Yumurta Dondurma: Kadınlar İçin Özgürlük Alanı mı, Yeni Bir Baskı Aracı mı? appeared first on Live to Bloom.